Ölüm Üzerine
- Buğra Aydınoğlu

- 3 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
Yolculukların en zor yanı geride bıraktığımız biri yahut birilerinin olmasıdır. Eğer ardınızda biri yahut birileri kalmışsa giden için iki katı zordur yola çıkmak. Yola çıkmak o zaman kabuk değiştirip bir vedaya dönüşür. Yol daha da uzar, zaman daha da ağır akmaya başlar. Hatıraların hafızada değilse de kalpte yer ettiğini görür insan ve “keşke biraz daha” ile başlayıp “-ebilseydik” ile biten cümleler dökülür dudaklardan.
Ne acı ki yaşananlar bir daha hiçbir sinemada veya televizyon kanalında tekrarı olmayacak bir film gibi tek gösterimliktir. Anda olan; iyisiyle, kötüsüyle anda kalacak ve keşke dediklerimizin bakiyesi bir sonraki aya devretmeyecektir. İnsan ömrü de buna dahildir. Belki de bundandır kimi insanların yaşama çok fazla anlam yüklemesi ya da tam tersine anlamsızlaştırıp değersizleştirmesi. Ölüm denilen dünya yaşamımızın sona ermesi, uzun yıllardır dönem dönem zihnimi meşgul eden düşünceler arasındadır. Uzun yıllardır da bir sonuca bağlanamamıştır.
Kimi zaman aile bireylerimin, kimi zaman kedilerimin, kimi zamansa kendimin bu dünyadan beklenmedik bir zamanda beklenmedik bir şekilde göçüp gidebileceği düşüncesi beni derinden yaralar. Belki de sırf bu yüzden bu düşüncelerin ardından yukarıda bahsi geçen kişilerden (kendim de dahil) uzaklaşıp, yokluklarına alışmaya çalışırım. Bundan dolayı da çok uzun bir ömür yaşamak düşüncesi bana hiçbir zaman anlamlı gelmemiştir. Ve yine sırf bu yüzden bir zamanlar benim için “narsist” olarak tanımlayabileceğim bir tınıya sahip olan ve Ömer Hayyam’a ait olduğu söylenen:
Ben olmayınca bu güller, serviler yok
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok
Dörtlüğü mevcut anlamını zamanla biraz daha nihilist bir yere bırakmıştır.
Büyük inisiyelerin ölmeden önce ölmek, ölümü ona yaklaşmadan önce kabullenebilmek erdemleri belki de bu yüzden önemlidir. Fakat yine de bu önem uzun bir ömür yaşamanın benim için anlamsız olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Ne kadar uzun yaşıyorsak o kadar çok kaybedeceğimiz gerçeği daha anlamlıdır. Bu yüzden ölümsüzlüğü bulmak için bir ömür harcayanların çabaları da nafiledir. Dolayısıyla da vedaya evrilen yolculuğun yeni bir hayatın başlangıcı olup olmadığını tartışmak ve buna Tanrı’yı şahit göstermek kimseye bir şey kazandırmayacaktır. “O”, inanlar için zamandan ve mekandan bağımsız olarak hep vardır ve hep olacaktır.
Devrimiz daim olsun.

Yorumlar